31 Mayıs 2008 Cumartesi
Umut Sarıkaya
30 Mayıs 2008 Cuma
Sadece Dedikodu mu?
Artık sağır sultan bile gelecek sezon Mourinho'nun Inter'in başına geçeceğini duydu.Neden bir resmi açıklama yapılmadı hala anlam verebilmiş değilim.Bu sıralar ise konuşulan Mourinho'nun Zlatan'ı kadroda istemediği.Hatta Mourinho'nun yanında Drogba ile geleceği söyleniyor.O kadarını bilemem ancak bazı iddialar da Barça'nın Eto'o Zlatan takası teklif edebileceği yönünde.Eto'o Barça'da kalmayacak gibi duruyor.Böyle bir takas olursa son dönemlerdeki en büyük takas olur heralde.Bir de Trezeguet Eto'o takası iddiaları var ki ona değinmek bile istemiyorum.Barça'nın öyle bi takas yapması için kulübü kapatıyor olması gerek..Bir de küçük Berlusconi'nin Ronaldinho'yu almak para israfından başka bir şey değildir açıklaması var ki insan nereden nereye diyor..
29 Mayıs 2008 Perşembe
Kral,Tahtı ve Bahtı

Belki hala Ercan Taner'in sesi "kral attı,elland road'da attı" kulaklarımızdadır.Belki de gözümüzün önündedir biraz zamanlama hatası nedeniyle havada asılı kalıp Bologna filelerine yolladığı gol...Ancak doğanın kanunu olarak vadesi dolan gider.Giden geleni aratır.Aramazsan arama...
Gençleştirme operasyonu,kutlu doğum demeci derken henüz gidip gitmeme mevzusu kafasında bile tam sonuca ulaşmayan kral,ki kimine göre sadece şabandır,belki de sarı kırmızılı formayı bir daha giymemek üzere asacak.Her ne kadar "kırgınım dostlarım,dargınım artık" dese de Hakan,yönetiminde "ölümü öp kral" demediği aşikar,hatta hafiften "hadi gülüm,hadi tontonum" dediği söylenenler arasında...
Bize düşen bu noktada Hakan Şükür'e teşekkür etmek.Öyle ya da böyle kapanan bir devir mevzu.Belki bu gidişle Galatasaray taraftarları göt ve baş nayesine top çarma suretiyle gol göremeyecek,ancak belki de karşı karşıya kalınan pozisyonlarda topu ağlarda görebilecek.bu soruların cevabı yıllar önce Hayrettin Demirbaş'ın şimdilerde Hakkı Bulut'un dediği gibi "Kısfmet"...
28 Mayıs 2008 Çarşamba
Sportif Başarıyı Paraya Dönüştürme Yolları
Galatasaray yıllarca- özellikle 2000 yılında- sportif başarılarını bir türlü paraya çeviremediğinden eleştirildi.Bu sene Galatasaray UEFA'nın aldığı kararla bu işi değişik bir yoldan da olsa birazcık başardı.UEFA , EURO 2008 de ülkelerinin milli takımında bulunan oyuncular için günlüğü 4000 eurodan bir ödeme yapma kararı aldı.Türkiye A Milli takımında 8 oyuncusuyla Galatasaray son açıklanan kadroda en fazla oyuncuya sahip takım.1 de İsveç'te Linderoth seçilmiş etti 9..Günlük 36.000 euro..hiç de fena değil
Mutu Münih'e mi?

Bayern Münih hepimizin bildiği üzere bu sene Avrupa'da istediğini bulamadı ve UEFA kupası yarı final ikinci karşılaşmasında ağır bir yenilgi alarak elendi.Önümüzdeki sene için Jurgen Klinsmann ile anlaştılar ve hedefleri Şampiyonlar Liginde olabildiğince ileri gitmek.Bu sebeple güçlü bir takım kurmak istiyorlar ve ilk hedefleri de Adrian Mutu.Fiorentina da şampiyonlar ligi ön elemesi oynayacak ve kadrolarını olabildiğince güçlü tutmak istiyorlar.Alberto Gilardino'yu da kadrolarına katarak bu isteklerini kanıtladılar.Ancak bu iki futbolcunun yüksek maliyeti onları Mutu'dan vazgeçmeye zorlayabilir..Şahsi görüşüm Mor Menekşeler'in Mutu'yu kadroda tutamayacağı yönünde.Bakalım Klinsmann istediğini alabilecek mi? Yoksa zaman beni haksız mı çıkaracak?..
Fransa Yolcuları

Euro 2008 başlamadan önce teknik direktörlerin sürprizleri devam ediyor.Fatih Terim'in şaşırtıcı kararından sonra bir şaşırtıcı açıklama da Raymond Domenech'ten geldi.Domenech bu sene Arsenal'de yıldızını parlatan ve mayısın başında Milanla sözleşme imzalayan Mathieu Flamini'yi ve Marsilya'nın golcü futbolcusu Djibril Cisse'yi kadro dışı bıraktı.Domenech daha önce de Lyon'un parlayan yıldızı Hatem Ben Arfa ve Roma'nın başarılı defans oyuncusu Philippe Mexes'i kadrodan çıkarmıştı.
A Milli Süpriz
Fatih Terim yapacağını yaptı açıkçası.Herkesi ters köşeyi yatırdı.Eğer bahis şirketleri "kim gider" diye bahis oynatsa Fatih Terim'in kendisi bile kazanamayabilirdi.Yıldıray Baştürk,Halil Altıntop ve İbrahim Kaş ayrılan isimler oldu.Fatih Terim'in bi Almancı takıntısı olduğunu düşünüyorum.Yıllardır milli takımda şans vermiyor bazı kişilere.Malik Fathi'yi de Arap sanıp milli takıma almamıştı..Neyse şimdi o değil de Yıldıray Tümer'den , Halil Semih'den veya Mevlüt'ten kötü oyuncular mı?Bir de Kazım Kazım var ki evlere şenlik.Chelsea maçında oynadı 2008 yazı için için tur kazandı.Sonra bu formayı emek harcayan,hak eden alıyor diyince komik oluyor.Açıkça konuşsun herkes işte ne olacak ki: bu formayı Fatih Terim'in egosu kimi gösterirse o alıyor..
Oynanmamış Finalle Kazanılan Kupa

İnternette galatasaray.org da dolaşırken dur dedim bi kazanılan kupalara bakayım.Sırayla incelerken 1964 yılında Altay ile oynanan finalde "hükmen" ibaresini görünce şaşırdım.Daha önce Türkiye'de bir takımın final maçına çıkmadığını duymamıştım açıkçası.Altaylı arkadaşım prince'e de dedim ne iş biliyor musun?Yok dedi..
Sonradan bu konu benim aklıma takıldı internetten kısa bir araştırma yaptım.turkish-soccer.com adresinde sonunda ulaşabildim bu maça.İlk maç 21/06/1964 tarihinde İzmir Alsancak Stadyumu'nda oynanmış ve 0-0 sonuçlanmış.İkinci maçın tarihi 28/06/1964 aynı zamanda Dünya Ordu Şampiyonasına denk geliyormuş ve Galatasaray'dan Ayhan Elmastaşoğlu, Uğur Köken, ve Talat Özkarslı bu maçta görevliymiş.Galatasaray maçın ertelenmesi talebinde bulunmuş Altay karşı çıkmış.Federasyon maçı 1 gün sonraya alınınca Altay bu maça çıkmamış ve Galatasaray 3-0 hükmen galip sayılmış..
Demek ki insanlar 44 yıl önce dedikleri gibiymiş..blöf diye bir kavram yokmuş..paf takımı ile çıkarız diyip sonra sponsorlardan korkmamış..Galatasaray tarafından ise anlamadığım 2 nokta var.Birincisi 1 gün erteleme tüm sorunları çözdü de mi kabul etti?2. si de bu kupayı nasıl sindirmişiz bu kadar rahat..Oynanmamış finalle gelen kupa da böyle oluyor demek ki..
Sanırım Almanya'da yapılmıştı böyle bir şey..Yıllar önce oynanması gereken maç tekrar oynanıp şampiyon belirlenmişti..keşke şöyle bir maç yapsak da belki 44 yıl öncenin rüzgarı 2008 in "modern,çağdaş,endüstriyel" futbolunu birazcık yontar..
Camp Nou

Sıcak bir Barcelona akşamında Las Ramblas'tan metroya bindiğimizde bir futbolsever olarak heyecanlıydım.Metrodan çıkıp 10 dakikalık bir yürüyüş yaptıktan sonra Avrupa'nın en büyük futbol mabedini karşımızda bulmuştuk.İlk aklımdan geçen düşünce Santiago Barnebau kadar çekiçi olmadığıydı.Türkiye'den bir stadla karşılaştırmak gerekirse kesinlikle İzmir Atatürk Stadının daha büyük ve daha yükseğine karşılık gelen bir mimarisi vardı.Çevresinde uzun bir tur attıktan sonra bilet gişelerini bulduk ve sıraya girdik.
İlk şoku biletleri alırken yaşadık.Gişedeki görevli yaklaşık 7000 kişilik tribünde 3 adet yanyana boş koltuğun olmadığını söylemişti.Mecburen ayrı yerlerden bilet alarak biletlerimizde yazan kapıya doğru ilerlerken aklımda 5000 kişilik tribünde 3 adet yanyana dolu koltuğun olmadığı Altay maçları vardı.Herhangi bir aramadan geçmeden stada girdik ve koltuklarımıza yerleştik.Türkiye'de maçın başlamasından yaklaşık 1 saat önce oyuncular ısınmak için sahaya gelmelerine rağmen Barcelona bu süreyi 25 dakika ile kısıtlı tuttu.Ronaldinho ise sahaya ısınmak için değil, ayaklı reklam tabelası olmak için çıkmış gibiydi.Takımdan ayrı olarak birkaç kere top sektirdi, seyircilere birkaç hareket gösterdi ve içeri gitti.
Maçın başlamasına 5 dakika kala 'el fantastico' çıkış tünelinde gözüktü.Cant del Barca'nın başlamasıyla beraber staddaki atmosfer doruk noktaya ulaşmıştı.Maça babasıyla beraber gelen 10 yaşındaki bir kız çocuğu da marşı ezberden söyleyip bitince de çılgınca alkışlayarak bizi şaşırtmıştı.
Fakat maçın başlamasıyla beraber staddaki heyecan da söndü.Barcelona'nın ilk golüne kadar tek duyduğumuz ses arkamızdaki amcanın tüm dünyanın tanıdığı futbolcuları arkadaşına tekrar tanıtırken yaptığı keyifli konuşmaydı.Ronaldinho hakemin verdiği uyduruk bir serbest vuruşu kalecinin kapadığı köşeden ağlara gönderdiği zaman seyirciler sadece alkışlamakla yetindiler.Çünkü onlar taraftardan ziyade seyirciliği benimsemişlerdi.Verdikleri yüksek bilet ücreti karşılığında göze hoş gelen atak futbolu izlemek istiyorlardı.Takımı desteklemek ya da oyuncuları motive etmek gibi bir amaçları yoktu.
Sahada ise zevksiz bir mücadele sürüp gidiyordu.Yalnızca Messi ve Abidal maça hareket getirmeye çalışıyor, fakat çabaları yetersiz kalıyordu.Maç böyle sürüp giderken Henry'nin kaleciye faul yaptığı pozisyonda hakem penaltı noktasını gösteriyor, Ronaldinho takımı adına ikinci golü kaydediyordu.İkinci yarıda Valdes'in inanılmaz hatasından yenilen gol Katalanlar'ın siniri bozuyor, Barcelona'nın orta sahanın gerisine attığı her pas yuhlamalara sebep oluyordu.Maçın sonlarına doğru Yaya Toure'nin 25 metreden attığı ve kaleyi yerinden oynatan şut direğe çarpıp çizgiden sekiyor fakat hakem orta yuvarlığı gösteriyordu.
Bu golle rahatlayan Katalanlar maçın bitmesine 15 dakika kala stadı terketmeye başladılar.Maçın bitmesine 5 dakika kala stadda sadece bizim gibi turistler kalmıştı.
Son düdükle beraber yerimizden kalkarken ağzımızda el fantastico ve Camp Nou'un tadı, aklımızda Estadio Santiego Barnebau'da maç izleme hayali vardı...
İlk şoku biletleri alırken yaşadık.Gişedeki görevli yaklaşık 7000 kişilik tribünde 3 adet yanyana boş koltuğun olmadığını söylemişti.Mecburen ayrı yerlerden bilet alarak biletlerimizde yazan kapıya doğru ilerlerken aklımda 5000 kişilik tribünde 3 adet yanyana dolu koltuğun olmadığı Altay maçları vardı.Herhangi bir aramadan geçmeden stada girdik ve koltuklarımıza yerleştik.Türkiye'de maçın başlamasından yaklaşık 1 saat önce oyuncular ısınmak için sahaya gelmelerine rağmen Barcelona bu süreyi 25 dakika ile kısıtlı tuttu.Ronaldinho ise sahaya ısınmak için değil, ayaklı reklam tabelası olmak için çıkmış gibiydi.Takımdan ayrı olarak birkaç kere top sektirdi, seyircilere birkaç hareket gösterdi ve içeri gitti.
Maçın başlamasına 5 dakika kala 'el fantastico' çıkış tünelinde gözüktü.Cant del Barca'nın başlamasıyla beraber staddaki atmosfer doruk noktaya ulaşmıştı.Maça babasıyla beraber gelen 10 yaşındaki bir kız çocuğu da marşı ezberden söyleyip bitince de çılgınca alkışlayarak bizi şaşırtmıştı.
Fakat maçın başlamasıyla beraber staddaki heyecan da söndü.Barcelona'nın ilk golüne kadar tek duyduğumuz ses arkamızdaki amcanın tüm dünyanın tanıdığı futbolcuları arkadaşına tekrar tanıtırken yaptığı keyifli konuşmaydı.Ronaldinho hakemin verdiği uyduruk bir serbest vuruşu kalecinin kapadığı köşeden ağlara gönderdiği zaman seyirciler sadece alkışlamakla yetindiler.Çünkü onlar taraftardan ziyade seyirciliği benimsemişlerdi.Verdikleri yüksek bilet ücreti karşılığında göze hoş gelen atak futbolu izlemek istiyorlardı.Takımı desteklemek ya da oyuncuları motive etmek gibi bir amaçları yoktu.
Sahada ise zevksiz bir mücadele sürüp gidiyordu.Yalnızca Messi ve Abidal maça hareket getirmeye çalışıyor, fakat çabaları yetersiz kalıyordu.Maç böyle sürüp giderken Henry'nin kaleciye faul yaptığı pozisyonda hakem penaltı noktasını gösteriyor, Ronaldinho takımı adına ikinci golü kaydediyordu.İkinci yarıda Valdes'in inanılmaz hatasından yenilen gol Katalanlar'ın siniri bozuyor, Barcelona'nın orta sahanın gerisine attığı her pas yuhlamalara sebep oluyordu.Maçın sonlarına doğru Yaya Toure'nin 25 metreden attığı ve kaleyi yerinden oynatan şut direğe çarpıp çizgiden sekiyor fakat hakem orta yuvarlığı gösteriyordu.
Bu golle rahatlayan Katalanlar maçın bitmesine 15 dakika kala stadı terketmeye başladılar.Maçın bitmesine 5 dakika kala stadda sadece bizim gibi turistler kalmıştı.
Son düdükle beraber yerimizden kalkarken ağzımızda el fantastico ve Camp Nou'un tadı, aklımızda Estadio Santiego Barnebau'da maç izleme hayali vardı...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)