
Sıcak bir Barcelona akşamında Las Ramblas'tan metroya bindiğimizde bir futbolsever olarak heyecanlıydım.Metrodan çıkıp 10 dakikalık bir yürüyüş yaptıktan sonra Avrupa'nın en büyük futbol mabedini karşımızda bulmuştuk.İlk aklımdan geçen düşünce Santiago Barnebau kadar çekiçi olmadığıydı.Türkiye'den bir stadla karşılaştırmak gerekirse kesinlikle İzmir Atatürk Stadının daha büyük ve daha yükseğine karşılık gelen bir mimarisi vardı.Çevresinde uzun bir tur attıktan sonra bilet gişelerini bulduk ve sıraya girdik.
İlk şoku biletleri alırken yaşadık.Gişedeki görevli yaklaşık 7000 kişilik tribünde 3 adet yanyana boş koltuğun olmadığını söylemişti.Mecburen ayrı yerlerden bilet alarak biletlerimizde yazan kapıya doğru ilerlerken aklımda 5000 kişilik tribünde 3 adet yanyana dolu koltuğun olmadığı Altay maçları vardı.Herhangi bir aramadan geçmeden stada girdik ve koltuklarımıza yerleştik.Türkiye'de maçın başlamasından yaklaşık 1 saat önce oyuncular ısınmak için sahaya gelmelerine rağmen Barcelona bu süreyi 25 dakika ile kısıtlı tuttu.Ronaldinho ise sahaya ısınmak için değil, ayaklı reklam tabelası olmak için çıkmış gibiydi.Takımdan ayrı olarak birkaç kere top sektirdi, seyircilere birkaç hareket gösterdi ve içeri gitti.
Maçın başlamasına 5 dakika kala 'el fantastico' çıkış tünelinde gözüktü.Cant del Barca'nın başlamasıyla beraber staddaki atmosfer doruk noktaya ulaşmıştı.Maça babasıyla beraber gelen 10 yaşındaki bir kız çocuğu da marşı ezberden söyleyip bitince de çılgınca alkışlayarak bizi şaşırtmıştı.
Fakat maçın başlamasıyla beraber staddaki heyecan da söndü.Barcelona'nın ilk golüne kadar tek duyduğumuz ses arkamızdaki amcanın tüm dünyanın tanıdığı futbolcuları arkadaşına tekrar tanıtırken yaptığı keyifli konuşmaydı.Ronaldinho hakemin verdiği uyduruk bir serbest vuruşu kalecinin kapadığı köşeden ağlara gönderdiği zaman seyirciler sadece alkışlamakla yetindiler.Çünkü onlar taraftardan ziyade seyirciliği benimsemişlerdi.Verdikleri yüksek bilet ücreti karşılığında göze hoş gelen atak futbolu izlemek istiyorlardı.Takımı desteklemek ya da oyuncuları motive etmek gibi bir amaçları yoktu.
Sahada ise zevksiz bir mücadele sürüp gidiyordu.Yalnızca Messi ve Abidal maça hareket getirmeye çalışıyor, fakat çabaları yetersiz kalıyordu.Maç böyle sürüp giderken Henry'nin kaleciye faul yaptığı pozisyonda hakem penaltı noktasını gösteriyor, Ronaldinho takımı adına ikinci golü kaydediyordu.İkinci yarıda Valdes'in inanılmaz hatasından yenilen gol Katalanlar'ın siniri bozuyor, Barcelona'nın orta sahanın gerisine attığı her pas yuhlamalara sebep oluyordu.Maçın sonlarına doğru Yaya Toure'nin 25 metreden attığı ve kaleyi yerinden oynatan şut direğe çarpıp çizgiden sekiyor fakat hakem orta yuvarlığı gösteriyordu.
Bu golle rahatlayan Katalanlar maçın bitmesine 15 dakika kala stadı terketmeye başladılar.Maçın bitmesine 5 dakika kala stadda sadece bizim gibi turistler kalmıştı.
Son düdükle beraber yerimizden kalkarken ağzımızda el fantastico ve Camp Nou'un tadı, aklımızda Estadio Santiego Barnebau'da maç izleme hayali vardı...
İlk şoku biletleri alırken yaşadık.Gişedeki görevli yaklaşık 7000 kişilik tribünde 3 adet yanyana boş koltuğun olmadığını söylemişti.Mecburen ayrı yerlerden bilet alarak biletlerimizde yazan kapıya doğru ilerlerken aklımda 5000 kişilik tribünde 3 adet yanyana dolu koltuğun olmadığı Altay maçları vardı.Herhangi bir aramadan geçmeden stada girdik ve koltuklarımıza yerleştik.Türkiye'de maçın başlamasından yaklaşık 1 saat önce oyuncular ısınmak için sahaya gelmelerine rağmen Barcelona bu süreyi 25 dakika ile kısıtlı tuttu.Ronaldinho ise sahaya ısınmak için değil, ayaklı reklam tabelası olmak için çıkmış gibiydi.Takımdan ayrı olarak birkaç kere top sektirdi, seyircilere birkaç hareket gösterdi ve içeri gitti.
Maçın başlamasına 5 dakika kala 'el fantastico' çıkış tünelinde gözüktü.Cant del Barca'nın başlamasıyla beraber staddaki atmosfer doruk noktaya ulaşmıştı.Maça babasıyla beraber gelen 10 yaşındaki bir kız çocuğu da marşı ezberden söyleyip bitince de çılgınca alkışlayarak bizi şaşırtmıştı.
Fakat maçın başlamasıyla beraber staddaki heyecan da söndü.Barcelona'nın ilk golüne kadar tek duyduğumuz ses arkamızdaki amcanın tüm dünyanın tanıdığı futbolcuları arkadaşına tekrar tanıtırken yaptığı keyifli konuşmaydı.Ronaldinho hakemin verdiği uyduruk bir serbest vuruşu kalecinin kapadığı köşeden ağlara gönderdiği zaman seyirciler sadece alkışlamakla yetindiler.Çünkü onlar taraftardan ziyade seyirciliği benimsemişlerdi.Verdikleri yüksek bilet ücreti karşılığında göze hoş gelen atak futbolu izlemek istiyorlardı.Takımı desteklemek ya da oyuncuları motive etmek gibi bir amaçları yoktu.
Sahada ise zevksiz bir mücadele sürüp gidiyordu.Yalnızca Messi ve Abidal maça hareket getirmeye çalışıyor, fakat çabaları yetersiz kalıyordu.Maç böyle sürüp giderken Henry'nin kaleciye faul yaptığı pozisyonda hakem penaltı noktasını gösteriyor, Ronaldinho takımı adına ikinci golü kaydediyordu.İkinci yarıda Valdes'in inanılmaz hatasından yenilen gol Katalanlar'ın siniri bozuyor, Barcelona'nın orta sahanın gerisine attığı her pas yuhlamalara sebep oluyordu.Maçın sonlarına doğru Yaya Toure'nin 25 metreden attığı ve kaleyi yerinden oynatan şut direğe çarpıp çizgiden sekiyor fakat hakem orta yuvarlığı gösteriyordu.
Bu golle rahatlayan Katalanlar maçın bitmesine 15 dakika kala stadı terketmeye başladılar.Maçın bitmesine 5 dakika kala stadda sadece bizim gibi turistler kalmıştı.
Son düdükle beraber yerimizden kalkarken ağzımızda el fantastico ve Camp Nou'un tadı, aklımızda Estadio Santiego Barnebau'da maç izleme hayali vardı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder